Anasayfa

Bir test sonucu, bir tercih ve Çankaya’da liyakat sorusu

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen uyuşturucu ve fuhuş soruşturması kapsamında tutuklanan Çankaya Belediyesi eski Özel Kalem Müdürü Sadık Can Köksal hakkında, idrar ve saç örneklerinde kokain ve metamfetamin tespit edildiğine ilişkin haberleri okudum.

Elbette hukuk açısından herkes için geçerli olan temel bir ilke var:

Bir soruşturma, bir test sonucu veya bir tutuklama tek başına kesin hüküm değildir.

Son sözü yargı söyleyecektir.

Ancak bazı gelişmeler vardır ki, hukuki sonucundan bağımsız olarak kamu yönetimi ve siyasi tercihler açısından soru sormayı gerektirir.

Benim açımdan da mesele tam olarak burada başlıyor.

2024 yılında yerel seçimler yapıldı.

Hüseyin Can Güner Çankaya Belediye Başkanı seçildi.

Güner’in göreve gelmesinin ardından Sadık Can Köksal, belediyenin Özel Kalem Müdürlüğü görevine getirildi. Köksal’ın Güner’in yakın arkadaşı olarak bilindiği de kamuoyuna yansıyan bilgiler arasındaydı.

Burada benim sormak istediğim soru aslında çok basit:

Bir belediyede insanları görevlendirirken hangi kriterler esas alınıyor?

Tecrübe mi?

Liyakat mi?

Kurum hafızası mı?

Yoksa kişisel yakınlık mı?

Çünkü bir belediyenin Özel Kalem Müdürlüğü sıradan bir görev değildir.

Özel Kalem, belediye başkanının en yakın çalışma çevresinde bulunan, başkanlık makamıyla doğrudan çalışan önemli bir görevdir.

Dolayısıyla bu göreve yapılan atama yalnızca kişisel bir tercih olarak görülemez; aynı zamanda kamu yönetimi anlayışının da bir göstergesidir.

Bir test sonucu neden soru sorduruyor?

Bugün hakkında uyuşturucu ve fuhuş soruşturması yürütülen ve çeşitli haberlerde idrar ve saç örneklerinde kokain ile metamfetamin tespit edildiği belirtilen bir kişinin geçmişte böyle kritik bir görevde bulunmuş olması, ister istemez insanın aklına bazı sorular getiriyor.

Bu kişi göreve getirilirken hangi kriterler değerlendirildi?

Liyakat neydi?

Tecrübe neydi?

Güven neye göre belirlendi?

Ve en önemlisi:

Kamu görevlerinde kişisel yakınlığın sınırı nerede başlayıp kamu yararı nerede devreye giriyor?

Bu soruların sorulması, Köksal’ın bugün hakkında yürütülen soruşturma nedeniyle suçlu ilan edilmesi anlamına gelmez.

Tam tersine, hukuk devletinin gereği olarak soruşturmanın sonucunu beklemek gerekir.

Fakat aynı hukuk devleti anlayışı, kamu görevlerine yapılan tercihler hakkında soru sormayı da engellemez.

Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, zaman zaman ahlaktan, erdemden, liyakatten, değişimden ve yeni bir yönetim anlayışından söz ediyor.

Bunların hepsi elbette değerli kavramlardır.

Ama bu kavramların gerçek anlamı, mikrofon karşısında ne söylediğinizden çok, yetki sahibi olduğunuzda ne yaptığınızla ortaya çıkar.

Çünkü ahlak, kürsüde söylenen bir kelime değildir.

Erdem, seçim döneminde kullanılan güzel bir slogan değildir.

Liyakat ise yalnızca siyasi rakiplerden beklenen bir ilke değildir.

Bunların gerçek karşılığı, elinize yetki geçtiğinde yaptığınız tercihlerde ortaya çıkar.

İşte bu nedenle soruyorum:

Bir insanı göreve getirirken neye bakıyorsunuz?

Eğer cevap “liyakat” ise, bunun ölçüsü nedir?

Eğer cevap “tecrübe” ise, tecrübeli insanların bir anda neden değersizleşebildiğini nasıl açıklıyorsunuz?

Eğer cevap “güven” ise, kamu görevlerinde kişisel güven ile kamu yararı arasındaki sınırı nasıl belirliyorsunuz?

Mesele sadece bir kişinin göreve getirilmesi değil

Çünkü belediyeler kimsenin kişisel mülkü değildir.

Belediyeler kamu kurumudur.

Kamu kurumlarında yapılan her tercih, yalnızca o gün görev yapan siyasi kadroyu değil, kurumun itibarını ve kamuoyunun güvenini de etkiler.

Bugün Sadık Can Köksal hakkında ortaya atılan iddiaların ve test sonucuna ilişkin haberlerin soruşturma sonunda nasıl değerlendirileceğini bilmiyoruz.

Bunu zaman ve yargı gösterecek.

Ancak bilinen bir şey var:

Kamu görevlerine yapılan tercihler sorgulanabilir.

Ve bu sorgulama bir kişinin suçlu ilan edilmesi değildir.

Tam tersine, kamu yönetiminde liyakat, şeffaflık ve hesap verebilirlik talebidir.

Çankaya’da gerçekten liyakat mi kazandı?

Benim için bu konu sadece Sadık Can Köksal’ın bugün karşı karşıya olduğu soruşturma nedeniyle önemli değil.

Mesele daha büyük.

Çankaya’da gerçekten liyakat mi kazandı, yoksa kişisel yakınlık mı?

Bu sorunun cevabını ben vermiyorum.

Kamuoyu adına soruyorum.

Çünkü ahlak başkasına anlatılan bir hikâye değil, insanın sahip olduğu yetkiyi nasıl kullandığıdır.

Erdem bir slogan değil, güç elinize geçtiğinde verdiğiniz kararlardır.

Liyakat ise en yakınını değil, işi en iyi yapabilecek insanı seçebilme cesaretidir.

Ve kamu yönetiminde asıl mesele de tam olarak budur:

Kimin kimi tanıdığı değil, kimin neyi hak ettiği.

https://www.haberturk.com/gundem/son-dakika-sadik-can-koksalin-uyusturucu-testi-pozitif-cikti-3910305

https://www.hurriyet.com.tr/gundem/cankaya-belediyesi-eski-ozel-kalem-muduru-sadik-can-koksalin-uyusturucu-testi-pozitif-cikti-43296126

 

Türker KARAPINAR

Ankara'da yargı muhabiri. Gazetecilik mesleğini sürdürmeye çalışıyor.

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir