Dünya sadece güce değil, gücün meşrulaştırılmasına dayanır. Tehlike burada başlar: Eğer bir lider “istediğim ülkenin liderini alırım, istediğim ülkeye el koyarım” noktasına gelirse ve bunun karşılığında ciddi bir bedel ödemezse o zaman kural ihlali değil, yeni kural oluşur.
Amerika’da şu anda adalete doğru değil, yeni kurala doğru ilerliyor. Ama bu bir ilerleme değil, ilkele geri dönüş. Mağaraya değil, mağaradan sonra kurulan hukuk öncesi zihniyete. Hukuk öncesi güç haktı, güvenlik korku yaymaktı, meşruiyet sonuçtu. Roma’da da böyleydi. Roma yurttaşıysan hukukun vardı, değilsen ganimettin.
Bugünkü fark şu: Aynı zihniyet artık kravatlı, kameralar önünde ve hukuk diliyle konuşuyor. Trump’ın dili de şu: “Kurallar benim için bağlayıcı değil; ben kuralın kendisiyim.”
Bu, modern dünyanın en tehlikeli cümlesidir. Tarih boyunca en büyük yıkımlar, açlıktan değil, cehaletten değil, doyumsuzluktan geldi. İnsan doyduğunda durmaz; doyduğunda haklı olduğuna inanır. O yüzden bugün yaşadığımız şey yeni bir düzen değil, eski ilkelin geri gelişi. İmparatorluk dilinin geri dönüşü. Egemenliğin, özgürlüklerin, yaşam hakkının, hukukun yeniden kaba kuvvetle tanımlanması.
Ama şunun da altını çizelim. Güç, her zaman her şeyi yapamaz. Güç, bazen kendi yarattığı güvensizlikte boğulur. Tarihte yenilmez denen çok fazla düzen çöktü. Bu tür dönemler çöküş kadar direnç de üretir. Roma çökerken de herkes barbar değildi; bazı insanlar hukuku, aklı ve vicdanı korumaya çalıştı. Dünya şu anda, daha akıllı değil, daha ahlaklı değil, daha güvenli hiç değil. Ama insanlık tarihinde bu gidişin farkında olan milyarlarca insan da var. Trump ise, yalnız ve kravatlı bir İmparator.











