Kafamız hiç boş kalmıyor. “Boş kafa” ancak internet kesilince falan mümkün. Sabah bir gündem, öğlen başka bir kriz, akşam “son dakika”yla yatıyoruz. Beyin sürekli canlı yayında.
Bu yazıyla sizi biraz olsun o son dakika hâlinden uzaklaştırmak istedim.
Acil servisten bir anekdot
Gazeteci, her yazısını mahkeme kararlarıyla sınırlamak zorunda değildir. Tanık olduğu, bizzat gördüğü ve duyduğu bir deneyimi, yalın ve nesnel biçimde aktarması gazeteciliğin doğasına uygundur. Yorum ise bu aktarımın ardından gelir ve okuyucunun değerlendirmesine açıktır.
Aşağıda anlatacaklarım; herhangi bir adli ya da idari soruşturma, kovuşturma ya da karar sürecinden bağımsız olarak, acil servis gözlem alanında bizzat tanık olduğum bir anekdottur.
“Babamın canı yanıyor”
Yaşlı bir hasta ve yanında kızı acil servise geldi. Hasta yatağa alındıktan bir süre sonra kızı, babasının canının acıdığını söyleyerek yardım istedi. Ses tonu zamanla yükseldi. Bunun üzerine erkek bir stajyer doktor devreye girdi. Kısa bir konuşmanın ardından dışarı çıktı ve özel güvenlik görevlisini çağırdı.
Hasta yakını, babasının yanından güvenlik eşliğinde çıkarıldı.
Güvenlik eşliğinde ziyaret
Gözlem alanında bulunduğum süre boyunca söz konusu stajyer doktorun, doktorlar ve sağlık personeliyle rahat ve esprili bir iletişim kurduğunu gözlemledim. Bu sırada hasta yakını kapıda bekliyordu. Beni görünce yanıma gelerek, içeriye nasıl girebildiğimi sordu.
Yaşadıklarını anladığımı söyledim. Daha sakin bir şekilde doktorla konuşmasını, sesini yükseltmeyeceğini ifade ederek babasını görmek için izin istemesini önerdim.
Daha sonra babasını, ancak bir güvenlik görevlisi eşliğinde ziyaret edebildiğini gördüm.
Sağlık hizmeti insanlardan oluşur
Yazıyı kaleme alırken, tanık olduğum bu hastanenin maket görselini özellikle kullanmak istedim. Çünkü bu yapı; mimarisiyle, kullanılan teknolojiyle, ayrılan bütçeyle ve fiziki imkânlarıyla birçok açıdan “kusursuz” olarak tanımlanabilecek bir hastane. Geniş alanlar, modern binalar, ileri tıbbi donanım… Hepsi yerli yerinde.
Ancak bu görsel aynı zamanda şunu da hatırlatıyor:
Hastaneler yalnızca beton, cam ve çelikten ibaret değildir. En modern cihazlar, en pahalı yatırımlar bile; içerideki insan ilişkileri, iletişim dili ve empati eksik kaldığında anlamını yitirir. Çünkü sağlık hizmeti, duvarlardan değil insanlardan oluşur.
Tanık olduğum olay da tam olarak bu çelişkiyi gösteriyordu. Dışarıdan bakıldığında kusursuz görünen bir yapının içinde, bir hasta yakınının yalnızca “babamın canı yanıyor” demesi, bir kriz olarak algılanabiliyordu.
Ruh hali göz ardı edilmemeli
Hasta yakınlarının, sevdiklerinin acı çektiğini gördüklerinde ya da hissettiklerinde duygusal tepkiler vermesi son derece insani bir durumdur. Her sesini yükselten hasta ya da yakını; saldırgan, tehlikeli ya da şiddet eğilimli olmak zorunda değildir.
Sağlık hizmetlerinde teknik bilgi kadar iletişim, empati ve kriz anlarını yönetebilme becerisi de önemlidir. Güvenlik çağırmak bazen zorunlu olabilir; ancak her durumda ilk refleksin bu yönde olması, sorunları çözmek yerine derinleştirebilir.
Bu satırları bir suçlama ya da hedef gösterme amacıyla değil; sahada yaşanan bir duruma dikkat çekmek ve “daha iyi nasıl olur?” sorusunu sormak için yazıyorum.
Haklısınız, buz gibi bakıyorlar insana, siz söylemezseniz neredeyse hasta orada saatlerce kalır. Yazın düdüklünün patlamasından 3. Derece yanık yarası olan kızımı 2. Derece deyip taburcu ettiler 2 saat içinde, hem de Hacettepe Acil’den. Kızım sonra 22 gün Ankara Hastanesi’nde yattı. 3. Derece yanık tedavisi gördü.
Yorumunuz için teşekkür ederim.
💯💯💯