Bu Meclis A’raf’ta kalanları ne zaman görecek?

Bu ülkenin A’raf’ta kalanları var. Kur’an-ı Kerim’in yedinci suresine adını veren A‘râf, cennetle cehennemi ayıran surun yüksek kısmıdır. Ne orasıdır ne burası… Bekleyiştir, belirsizliktir. Bugün bu ülkenin sosyal güvenlik sisteminde, tam da böyle bir A‘râf’ta bırakılmış milyonlarca insan vardır. Onlar cennetle cehennem arasında değil; emeklilikle çalışma hayatı arasında, hukuken haklı ama fiilen mağdur bir noktada tutulmaktadır.

Aynı prim, aynı süre, farklı kader

SGK emeklilik sistemi, sigorta başlangıç tarihine göre üçe ayrılmıştır. 8 Eylül 1999 öncesinde sigortalı olanlarda yaş şartı yoktur. 1 Mayıs 2008 sonrasında sigortalı olanlar ise kademeli bir sisteme tabidir. Ancak asıl sorun, 8 Eylül 1999 ile 30 Nisan 2008 arasında ilk kez sigortalı olanlardır. Bu insanlar ne EYT’lidir ne de yeni sisteme dâhildir. Tam anlamıyla A‘râf’tadırlar. Bu gruptaki erkekler için emeklilik şartları açıktır: 25 yıl sigortalılık süresi, 7000 gün prim (ya da 4500 gün + 25 yıl), ve 60 yaş. Kadınlar için de 58 yaş şartı vardır.

Bugün bu şartların ilk ikisini tamamlamış yüz binlerce insan vardır. Yıllarca prim ödemişlerdir, sigortalılık süreleri dolmuştur. Ancak tek bir engel önlerine konulmuştur: Yaş. Oysa 1980’li yılların başında doğmuş, 18 yaşını doldurur doldurmaz 8 Eylül 1999’dan önce sigortalı olmuş bir kişi bugün yaş şartı olmadan emekli olabilirken; 1970’li yıllarda doğmuş, ancak sigortalı işe daha geç başlayabilmiş bir başka kişi hâlâ emeklilik beklemektedir. Bu nasıl bir adalettir? Aynı prim günü, aynı çalışma süresi, hatta kimi zaman daha fazla emek… Ama sırf takvimde birkaç gün, birkaç ay fark olduğu için yıllarca beklemek. Bu, sosyal güvenlik değil; sosyal adaletsizliktir.

Bu bir teknik mesele değil, siyasi bir tercihtir

Bu tablo bir kader değildir. Bu tablo, bugüne kadar yapılmamış bir tercihin sonucudur. Kimse çıkıp “bilmiyorduk” demesin. Bu sorun yıllardır dile getiriliyor; komisyonlarda konuşuluyor, raporlarda yazıyor, meydanlarda haykırılıyor. Ama her defasında ne oluyor? “Şimdi sırası değil, bütçe yükü var, gündem yoğun.” Peki EYT’de bütçe yükü yok muydu? Seçim öncesi siyasi irade gösterildiğinde nasıl oldu da bu yük taşınabildi? Demek ki mesele para değil. Mesele, kime siyasi bedel ödemeye hazır olunduğudur.

Emeklilik sistemi defalarca değiştirildi; ancak bu ara dönemde kalanlar bilinçli olarak görmezden gelindi. Oysa milletvekilleri bu Meclis’te yalnızca yasa yapmak için değil, adaleti tesis etmek için bulunmaktadır. Aynı yükümlülükleri yerine getirmiş insanlar arasında bu denli keskin farklar yaratmak, ne hukuken ne de vicdanen savunulabilir.

Bu ülkenin çalışanları sizden lütuf istemiyor.
Primini ödemiş, süresini doldurmuş insanların talebi nettir: Eşitlik.

A‘râf’ta bırakılanlar için artık karar zamanı

Emeklilik sistemi baştan sona yeniden ele alınmalıdır. Özellikle 8 Eylül 1999 – 30 Nisan 2008 arasında sigortalı olanlar için, yaş şartını makul hale getiren, kademeli ve adil bir düzenleme artık kaçınılmazdır. Bu insanlar ne erken emeklilik istemektedir ne de ayrıcalık. İstedikleri tek şey, yıllarca çalıştıktan sonra “bekle” denilmemesidir. Bu Meclis, A‘râf’ta bırakılanları görmezden gelmeye devam ederse, yarın kimseye “adalet” kelimesini anlatamaz. Bu ülkenin emeklilik sistemi ya adil olacak ya da sürekli tartışmalı kalacaktır. 8 Eylül 1999 – 30 Nisan 2008 arasında sigortalı olanlar için adil bir düzenleme yapılmadan bu dosya kapanmaz. Sorun ortadadır. Çözüm bellidir. Eksik olan tek şey siyasi iradedir. Ve o irade bu Meclis’tedir. Bu Meclis, A‘râf’ta bırakılanları cennete ya da cehenneme değil; adalete kavuşturmakla yükümlüdür.

2026 yılında bu çarpık düzenin sona ermesi umuduyla, yeni yılınızı kutlarım.

Etiketlendi:

Cevap bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir