Gazeteci Alican Uludağ, Cumhurbaşkanı’na hakaret iddiasıyla İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör Suçları Soruşturma Bürosu’nun başlattığı soruşturma kapsamında İstanbul 9. Sulh Ceza Hakimliği kararıyla tutuklandı. Hakimliğin tutuklama kararında, “Şüphelinin kolluk marifetiyle yakalandığı ve bu anlamda kaçma şüphesinin bulunduğu…” ifadelerine yer verildiği öğrenildi. Hakimliğin bu kararıyla, yakalama işleminin kolluk tarafından yapılmış olmasını dahi kaçma şüphesinin varlığına sebep yaptığı görülüyor. Umarım bu karar yerleşik hale gelmez. Çünkü gelirse, savcılık talimatı ve kolluk gücüyle adliyeye getirilen her şüphelinin “kaçma şüphesi bulunduğu” öne sürülerek tutuklanmasının yolu açık.
Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100. Maddesi açık.
Tutuklama bir ceza değil, istisnai bir koruma tedbiri.
Kaçma şüphesi ise somut olgulara dayanmak zorunda.
Ancak gazeteci Alican Uludağ hakkındaki İstanbul 9. Sulh Ceza Hakimliği’nce verilen tutuklama kararında gerekçe olarak şu ifadenin yer aldığı öğrenildi:
“Şüphelinin kolluk marifetiyle yakalandığı ve bu anlamda kaçma şüphesinin bulunduğu…”
Bir kişinin kolluk marifetiyle gözaltına alınmış olması, tek başına kaçma şüphesinin varlığına delil sayılırsa, gözaltı işlemi tutuklamanın otomatik gerekçesine dönüşür.
Oysa gözaltı, zaten kişinin adli makamlara getirilmesini sağlayan bir tedbirdir.
Kolluk tarafından getirilen bir şüphelinin, bu nedenle “kaçma şüphesi var” denilerek tutuklanması, tedbirler arasındaki sırayı tersine çevirir.
Bu yaklaşımın yerleşmesi halinde ortaya çıkacak tablo açıktır:
Savcılığın talimatıyla bizzat kolluk tarafından getirilen herkes için “kaçma şüphesi” varsayımı yapılabilir.
Bu da tutuklamayı istisna olmaktan çıkarıp fiili bir cezaya dönüştürür.
“Adalet Mülkün Temelidir” duvar yazısı mı, yargı ilkesi mi?
Mahkeme salonlarının arkasında yazan o cümle, sadece bir dekor değildir:
“Adalet mülkün temelidir.”
Bu söz, tutuklama gibi en ağır koruma tedbirlerinin uygulanmasında ilk hatırlanması gereken ilkedir.
Çünkü tutuklama bir ceza değil, istisnai bir tedbirdir.
Ve istisnalar ancak zorunluluk varsa uygulanır.
Aylar önce yapılmış, herkesin erişimine açık paylaşımlar için bugün özgürlükten yoksun bırakma kararı veriliyorsa, doğal olarak şu soru sorulur:
Bu tedbir gerçekten zorunlu muydu?
Alican Uludağ’ın ifadesinde bu noktaya dikkat çektiği de öğrenildi:
“Buradaki temel mesele bu paylaşımlarım değil. Aylar öncesinde yapılan paylaşımlarda bir soruşturma ya da Cumhurbaşkanına şikayet yok. Bugüne kadar tutuklamadılar.”
Bu cümle, Alican hakkındaki soruşturmanın zamanlaması ile tutuklama tedbirinin gerekli olup olmadığı arasındaki bağın tartışılmasını zorunlu kılıyor.
Eleştiri hakkı ve gazetecilik
Demokratik hukuk devletlerinde kamu gücünü kullanan kişiler daha geniş eleştiri sınırına tabidir.
Bu, bir tercih değil, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarıyla yerleşmiş bir ilkedir.
Alican Uludağ’ın savunmasında bu durumu şöyle ifade ettiği öğrenildi:
“Nesnel bir şekilde tutuklama talebi okunursa ne Cumhurbaşkanının şahsına ne de makamına yönelik bir küfür vardır. Yargı muhabirinin eleştirileri vardır.”
Eğer eleştiri ile hakaret arasındaki sınır belirsizleşirse, ki günümüzdeki durum böyledir, yalnız gazeteciler değil, toplumun tamamı için ifade özgürlüğü daralır.
Tutuklama ölçülülüğü
Ceza muhakemesinde tutuklama için somut kaçma şüphesi ya da delil karartma ihtimali aranır.
Sabit ikamet, açık kimlik ve dijital, değiştirilemez deliller söz konusuysa, ölçülülük ilkesi daha da önem kazanır.
Alican Uludağ’ın da savunmasında bu durumu vicdani bir çağrı ile şöyle bitirdiği öğrenildi:
“Tutuklamak çok kolaydır. Hiçbir önemi yoktur. Biraz vicdan ve hukuk diyorum.”
Bu ifade, yalnızca bireysel bir savunma değil, tutuklamanın istisnai niteliğine yapılan bir vurgu olarak okunabilir.
Yargının gücü nereden gelir?
Yargının gücü, verdiği kararların sertliğinden değil,
tutarlılığından, öngörülebilirliğinden ve ölçülülüğünden gelir.
Bugün verilen her karar yarın emsal olur.
Bu nedenle mesele bir isim meselesi değil, bir ilke meselesidir.
Mahkeme salonlarının duvarında yazan sözün gerçek anlamı tam da burada başlar:
Adalet, kanunu uygulamak kadar özgürlük ile kamu gücü arasındaki dengeyi korumaktır.
Ve o denge korunmadığında, duvardaki yazı yalnızca bir yazı olarak kalır.












Bir Yorum