Alican’ın kapısı çalındı

Bazen yazacak bir şey bulamazsınız.
Çünkü ne yazsanız değiştiremezsiniz.
Bazen susarsınız. Çünkü kelimeler yetmez.

Dün günlerden 19 Şubat 2026’ydı. Saat 20.38.
Yeşim mesaj attı: “Alican gözaltına mı alındı?”
Asuman “evet” yazdı.

Alican’ı, Ankara Adliyesi’nde adliye muhabirliğine başladığım yıllardan beri tanırım.
Evdeyim. Eşim yanımda, kızım yanımda. Kapı çalınmadı.
Aynı saatlerde başka bir kapı çalındı.
Alican’ın kapısı.

***

Çok sayıda polisle gözaltına alındığı,
evinden apar topar götürüldüğü,
gözaltı sürecine ilişkin çeşitli iddiaların dile getirildiği,
avukatlarının gece boyunca dosyaya erişemediği,
emniyette sabaha kadar beklendiği bilgileri geldi.
Alican böyle gözaltına alınmış.

Güneş doğdu.
Emniyet yerine savcılıkta ifade vermek istediği,
Türk Ceza Kanunu’nun çeşitli maddelerinden
soruşturma başlatıldığına dair haberler düştü…

***

Yıllardır Adalet Bakanları “Türkiye’de tutuklu gazeteci yoktur” der.
Bu sözün bugün de tekrarlanıp tekrarlanmayacağını merak ediyorum.

Yargı muhabirliği yapmış herkes bilir:
Bir gazetecinin yazdıkları nedeniyle soruşturma geçirmesi,
mesleğin doğrudan tartışma alanına girmesi demektir.

Sorunun kişisel olmadığını,
daha geniş bir yapısal meseleye işaret ettiğini
mesleği yakından takip edenler görüyor.

Gazetecilik faaliyetinin delil olarak değerlendirilmesi
her seferinde aynı tartışmayı yeniden başlatıyor.

Bu tartışma bitmeden de
“tutuklu gazeteci yoktur” cümlesi
havada kalmaya devam ediyor.

***

Suçlamayı burada tartışmıyorum.
Çünkü Alican’ın gazeteci olduğunu, mesleğini yaptığı için suçlandığını biliyorum.

Benim bildiğim şu:
Alican iyi bir insandır.
Alican iyi bir gazetecidir.
Yıllardır haberin peşinde koşar.

Bir eş, iki çocuk ve gece saatlerinde gelen bir gözaltı.
Geriye kalan budur.

Ve ben, yıllardan beri tanıdığım meslektaşımı yazıyorum.

 

Etiketlendi:

2 Yorum

Cevap bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir