Meselemiz bir geminin kalkıp kalkmaması değil, hangi rotaya demir alacağımız.
Çünkü bu limanda bekleyen yalnızca bir ülke değil; bekleyen adalet duygusu, yorgun bir ekonomi, yorgun bir halk ve geleceğini valize sığdırmak istemeyen bir gençlik.
Rivayete göre 1920’lerde yazıldığı o şiirde kalan o “sessiz gidiş” şimdi yerini bir arayışa bıraktı.
Kimse veda etmek istemiyor bu topraklara, ama kimse belirsizlikte yaşamak da istemiyor.
Yeni yüzler denince mesele yaş değil, zihniyet; yeni sistem denince mesele kâğıt değil, güven; yeni yönetim denince mesele isim değil, yön duygusu.
Çünkü yönünü kaybeden ülke fakirleşir, hukukunu kaybeden ülke dağılır, umudunu kaybeden ülke susar.
Oysa bu memleket hiç susmadı.
Tartıştı, yoruldu, kızdı ama hep konuştu.
Belki de en büyük gücü buydu.
Şimdi konuşulması gereken şey bir gidiş değil, bir dönüş ihtimali.
Rotası hukuka çizilmiş, pusulası liyakat olan, rüzgarını özgürlüklerden alan bir yolculuk.
Ve eğer gerçekten “Aydınlığa yol alma günü gelmişse” o gemi bu limandan kaçmak için değil, daha güçlü dönmek üzere kalkar.
Çünkü bu ülke Yahya Kemal Beyatlı’nın şiirindeki gibi sessizce gidenlerden değil; gürültüyle yönünü arayıp yeniden yol bulanlardan.











